Bilgi Evleri Tanıtım Filmi

 

Çocukları Bir Kutuya Hapsediyoruz

Hiperaktif, agresif, depresif, dikkati dağınık gibi doktorların tanılayabileceği durumları çocuklarımıza yapıştırdığımızda, onları bir kutunun içine hapsetmiş oluruz. Zihnimiz belirsizlikleri sevmez. Tanımlayamadığımız bir durumla karşılaştığımızda zihnimizi bu durumu tanımlamak ve hemen anlamlandırmak ister. Bu nedenledir ki, ilk defa gördüğümüz nesneleri bir başka nesneye benzeterek, şeklini bir başka şekille eşleştirerek o nesneyi anlamak isteriz. Hiç tatmadığımız bir meyve tattığımızda hemen “Bunun tadı şunu andırıyor” diyerek, o meyveyi tanımlamaya çalışırız.

Tanımlama çabasının sonuçlarından biri isimlendirmektir. İsimlendirmek, o nesnenin bize ne anlam ifade ettiğini bir isimle zihne yerleştirmektir. Günün birinde önde bir, arkada dört tane tekeri olan bir araba görürsek, arabadan farklı olan ama ona benzeyen bu araca bir isim bulur/uydurur ve bu aracı zihnimize o şekilde kodlarız. Örneğin bu araca kısaca “beşteker” diyebiliriz. Bu ismi, bizimle beraber birçok kişi kullanmaya başlarsa işte o zaman isimlendirmek bizi uzun açıklamalar yapmaktan kurtarır. “Biri önde dördü arkadaş beş tane tekeri olan araç gördüm” demek yerine “beşteker” gördük diyebiliriz.

Bu tanımlama çabası sağlık alanında da geçerlidir. Doktorlar hastalıkları isimlendirerek, o hastalığa bir ad koyarak, o hastalığı daha çabuk tanılar. Ülser, verem gibi isimleri duyan bir doktor, o kişinin ne gibi sıkıntıları olduğunu bilir. Bir kişide isimlendirilemeyen bir hastalığa rastlandığında, bu doktorları zorlar. Aynı durum ruh sağlığı alanı için de geçerlidir. Hiperaktivite, depresyon, panik atak, fobi gibi isimler hastalıkları tarif etmek için kullanılır ve çok da işe yarar.

İsimlendirme sıradanlaştır

Etiketlemek de, isimlendirme, tanımlama çabasıdır. Etiketler ürünler hakkında bilgi veren, ürünün üzerine yer alan parçalardır. Bir kıyafette yer alan etiket, o kumaşı, nasıl yıkanacağı ve bedeni hakkında bilgi vererek o ürünü tanımamızı ve anlamamıza sağlar. “L” beden bir isimlendirmedir ve bize o kumaşın büyüklüğü hakkında bilgi verir. Üstelik bu isimlendirme herkesle ortak bir dili kullanmamızı sağlar.

İsimlendirme tüm bu açılardan bakıldığında hayatımızı kolaylaştıran bir süreçtir. Ancak isimlendirmenin çeşitli zararları da vardır. Bu zararlardan ilki hayret ve hayranlık duygumuzu azaltmasıdır. Deniz üstünde devasa bir geminin yüzmesi aslında hayret verici bir olaydır. Ancak bu olayı “suyun kaldırma kuvvetine” bağladığımızda bu olay sıradanlaşır ve hayret etmemeye başlarız. Atılan cismin yere düşmesi ilgi çekicidir. Ancak bu ilginç olaya “yerçekimi” adını vererek, olayı sıradanlaştırırız. Çocuklar bu isimlendirmeleri bilmediği için cisimleri balkondan aşağı atarak bu sürece hayran kalır. Cep telefonu ile sesimizin dünyanın öbür tarafına taşınması harika bir olaydır. Ancak bu nasıl oluyor diye düşündüğümüzde, “sinyal”, “baz istasyonu” ve “uydu” cevapları aklımıza gelir. Bu olaya hayranlığımız ve hayretimiz kalmaz.

Etiketler çocuğumuzun geleceğini mahveder

İsimlendirmenin ikinci zararı, çocuklara ve insanlara yönelik yapılan isimlendirmedir. Aileler doktorların kullandığı kimi terimleri yerli-yersiz kendileri ve çocukları için kullanmaya başlar. Hatta kullanmakla kalmaz bu isimlendirmeyi bir etiket gibi çocuğuna yapıştırır. Hiperaktif, agresif, depresif, dikkati dağınık gibi doktorların tanılayabileceği durumları çocuklarımıza yapıştırdığımızda, onların bir kutunun içine hapsetmiş oluruz. Çocuğun yanında çoklukla kullanılan bu isimlendirmeyi çocuk duyar ve o etiketi zamanla kabullenir. Hatta etikete uygun davranmaya başlar. Çocuğu hasta eden bizzat etiketin kendisi olur. Hastalıkla ilgili etiketler yanında sıklıkla kullanılan ”yaramaz”, ”tembel”, ”uyuşuk”, ”inatçı”, ”kıskanç”, ”bencil”, ”gerizekalı”, ”aptal” gibi etiketler de sıklıkla kullandığımız etiketlerdir. Atalarımız “Bir kişide 40 defa deli dersen, o deli olur” demişlerdir ve bu durum artık bilinen bilimsel bir gerçek halini almıştır. Şunu çok iyi bilmemiz gerekiyor ki, çocuklarımıza yapıştırdığımız her etiket, onları bir kutuya hapsediyor ve geleceklerini mahvediyor. 

Japon Bilim Adamı Emoto, su kristalleri üzerine yaptığı araştırmada olumsuz kelimelerin ve cümlelerin su kristallerinin şeklini bozduğunu görmüştür. Yani su, kullanılan olumsuz kelimelerden etkilenmiş ve kristal yapısı bozulmuştur. Emoto, insanın yüzde 90’ının su olduğuna dikkat çekerek, birbirimize karşı kullandığımız kelimelerin olumlu olmasına dikkat çekmektedir.

Bir anne-babanın görevi çocuğunu olumsuz etiketlemelerden uzak tutmaktır. “Tembelsin” yerine “Çalışkan olmanı istiyorum” demek, “Hiperaktif” yerine “Enerji dolu demek” daha doğru olacaktır. Hiperaktivite, panik atak, ancak ruh sağlığı uzmanlarının koyabileceği bir tanıdır ve rastgele kullanılamaz. Burada öğretmenlere de görev düşmektedir. Çocuğun yanında annesine “Hiperaktif bir çocuk, hiç yerinde durmuyor, beni dinlemiyor, çok dağınık” demek doğru değildir. Çocuk zaman içinde bu etiketleri içselleştirecek ve artık kendini anne-baba ve öğretmenlerinin tanımladığı kelimelerle tanımlayacaktır. Çocuk, bir kere etiketi benimsedikten sonra o etiketi ömür boyu taşımak zorunda kalacaktır.

Şunu sürekli aklımızda tutmamız gerekiyor ki, çocuklarımız için kullandığımız kelimeler onları dar bir kutuya hapsediyor. 

Mehmet Teber

Moral Dünyası