Bilgi Evleri Tanıtım Filmi

 

İzzet Hayat İnsan

alt

İZZET

“De ki: Ey mülk ve hakimiyet sahibi Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verir, dilediğinden onu çeker alırsın! Dilediğini aziz(izzet sahibi), dilediğini zelil kılarsın! Her türlü hayır yalnız Sen’in elindedir!  Sen elbette her şeye kadirsin!“(Ali İmran:26)

Fahreddin-i Razi (r.h) bu Ayeti kerimeyi açıklarken din ve dünya ile ilgili olacağını, din ile ilgili en yüce  izzetin Allah’a iman olduğunu ifade eder.

 “Asıl güç ve izzet Allah’ındır, Resûlünündür ve Mü’minlerindir."  (El Münafikun 8)

İslamdaki uluhiyyet  anlayışına uygun olarak kur’an da izzetin tamamen Allah’a mahsus olduğu(fatır35/10) ve O’nun dilediğini aziz dilediğini zelil kıldığı belirtilir.

Bura da biz insanlara düşen, izzetin kimden geldiğinin farkında olmaktır.İnsan güzel ahlakıyla, başkalarının hak ve hukukunu koruyarak izzet sahibi olur. Kibirlenmeyi izzet sahibi olmakla karıştırmamalıyız. Kibir insanı alçaltır izzet ise yüceltir.

Hz. Hasan (r.a.)’a birisi: “İnsanlar senin gururlu ve kibirli olduğunu söylüyor,” dediğinde “Ben de gördüğünüz bu hal gurur, kibir değil, izzettir,” demiştir

-Hazreti Ömer (radıyallâhu anh) hazineden bir deve almış, hizmetçisini de yanına katarak yola koyulmuştu. İzzeti tevazu ile at başı götüren büyük halife, yanlarındaki tek deveye hizmetçisiyle beraber nöbetleşe olarak binmeyi kararlaştırmış ve bir süre yaya daha sonra da bir müddet deve üzerinde olmak üzere Kudüs önlerine kadar gelmişti. Mü’minlerin halifesini karşılamak için nehrin kenarına koşanlar hayretler içinde kalmışlardı. Çünkü, dünyanın o dönemdeki en büyük devletinin hükümdarı, ayağındaki mestleri çıkarıp koltuğunun altına koymuş, hizmetçisini taşıyan devenin yularını eline almış, sıradan bir insan gibi başı önde yürüyordu. Dahası, üzerinde de giysi olarak bir izar (gömlekten az uzun tek parça elbise, peştemal) ve bir sarıktan başka bir şey yoktu. Ayrıca, yüce Halife’nin o basit elbisesi, oraya gelinceye kadar, devenin üstündeki semere sürtüne sürtüne birkaç yerinden yırtılmıştı, o da her defasında bu yırtık yerleri –birer şeref nişanesi ekler gibi yeniden yamamıştı. Onu istikbal eden müslümanlardan bazıları bu durumu biraz yadırgadıklarını ve Rumlara açılan bir kapı mahiyetindeki o topraklarda İslam halifesinin böyle görünmesini uygun bulmadıklarını ifade etmek istemişlerdi. Nihayet, içlerinden sözü dinlenen birisi, “Emirü’l-mü’minîn! Büyük bir kalabalık sizi bekliyor; bu insanların önüne bir sultana yaraşır şekilde aziz ve heybetli bir kılık-kıyafetle çıksanız!” demeye kalkışınca, daha o sözünü bitirmeden, adalet timsali yüce halife, “Allah bizi İslam dini ile aziz kılmıştır; bundan başka bir şeyde izzet aramamız beyhudedir. Madem ki, bizi aziz eden İslam’dır; izzeti ve şerefi onun dışında aramayız ve istemeyiz.” diyerek sesini yükseltmişti.

 

HAYAT

 

        Hayat: Canlıların, canlılık faaliyetini sürdürmesi , Görme ,işitme , doku organlarını kullanabilmesi fiziksel hareketlerini yerine getirebilmesi ve yaşamsal fonksiyonlarında bir duraksama yaşamamasına denir.Allah el Muhyi ismiyle hayat verendir.

 Hayat, Allah’ın (cc) bize en büyük nimetidir. Dünya hayatı, bize âhiret hayatını kazanabilmek için verilmiş bir imtihan fırsatıdır. Ebedî âhiret saadeti imanla kazanılır; fakat hayat olmadan iman olmaz. İmtihana girilmeden imtihanda muvaffak olunmaz!

Bütünlemesi ve telâfisi olmayan bu dünya imtihanını ‘akıllı geçirenlerin değil de, vazifelerini yerine getirmek suretiyle ‘hakikaten akıllıca yaşayanların kazanacağı muhakkaktır. Yaradan’ını, O’nun kendisine gönderdiği elçisini, kitabını tanıması; kim olduğunu, nereden geldiğini, nasıl hayat sahibi olduğunu, nereye gittiğini, ölümün mahiyetinin ne olduğunu anlaması ve bu anlayışla yaşaması insanın en başta gelen vazifesidir.

        “Ne suretle Allah’ı inkâr ediyorsunuz? Halbuki, sizin hayatınız yoktu; O, size hayatı verdi, sonra sizi öldürecektir. Sonra yine hayat verecektir, sonra O’na rücu edip gideceksiniz.”(bakara:28)

Ayet-i Kerimeye baktığımızda hayatın bir emanet olduğunu görebilmekteyiz.Peygamber efendimiz;  insana,  ömrünü nerde harcadığına yönelik Allah u Teala’nın soru soracağını haber vermiştir.

Hayatımızın sıhhat ve afiyet içerisinde olmasını istiyorsak bolca şükretmeliyiz. Ayrıca Kur’an’a ve peygamber efendimizin yaşayışına bakarak güzel bir hayat sürdürülebiliriz

 

İNSAN

 

          İnsan kelimesi sözlükte; kendinden türediği kök olarak iki sözcükten bahsedilir; bunlardan biri üns kelimesidir. Üns, ünsiyet, yakınlık demektir. Bu “yakınlık, yaklaşma duygusu” bir yandan hemcinsleriyle bir arada yaşama durumunda olan insanın başka insanlara karşı yakınlığını, bir yandan da Allah’a bütün varlıkların üstünde olan yakınlığını ifade eder. İnsan kelimesinin, bir de nesy (unutmak)  fiilinden geldiği söylenir. Bu durumda insan, unutkan demektir. Kur’an’da insandan (Adem) söz edilirken, “Andolsun, önceden Adem’e ahit verdik de unuttu ve onu azim sahibi bulmadık.” (20/Tâhâ, 115) buyrulur.Atalarımız insan nisyandan gelir demişlerdir.

         Allah Teala hazretleri insanı en güzel surette yarattğını beyan  etmiştir(Tin, 95/4) bunda dolayı insan eşrefül mahluk olarak yaratılmışlar arasında ki yerini almıştır. İnsan mahiyet itibariyle meleklerden üstündür. Kalbi İlahi nurlara tecelligâhtır. Görünüşte küçük olan cismi Yüce Yaratıcının sanatının en güzel eseri, kudret şiirin en güzel beytidir. Hikmetli düşüncesi karanlıklara meşale olur, ilahi teklifin emanet edildiği üstün bir cevherdir .Kur’an insan merkezlidir, insan kelimesinin kur’an da tam 240 yerde geçmesi ve Ona ey insanlar! diye hitap edilmesi  ilahi kudertin insana ne kadar önem verdiğini göstermektedir.    Hz Ali (Radıyallahu anh) ne güzelde söylemiş;

“Ey insan, sen kendinin küçük bir cisim olduğunu sanırsın, oysa en büyük alem senin içinde gizlidir.”

 İnsan yaratılırken elbette ki çok donanımlı bir şekilde yaratılmıştır, bunun yanı sıra zayıf yanları da vardır. Nisa Suresi 28. Ayeti kerimesinde şöyle buyrulmuştur.  “Allah(cc) sizden (yükünüzü) hafifletmek ister. Çünkü insan zayıf yaratılmıştır “.İnsanın  bu zayıflıklardan kurtulup kemalat sahibi olabilmesi için nefsini tezkiye(temizlemesi) şarttır.

İnsanlık ruha bağlıyken, ruhunu cisminin hizmetine veren, dünya pazarında yalnızca dünyevi kazançlar peşinde koşan, sadece yaşamak için mücadele edenler, yaratılış gayesinden, dolayısıyla insan olmanın üstünlüğünden uzaktır.

Merhum Şairimiz Mehmet  Akif ‘in dediği gibi;

Çalış, dünyada insan ol, elindeyken henüz dünya;

Öbür dünyada insanlık değilmiş yağma, gördün ya!