Bilgi Evleri Tanıtım Filmi

 

Sosyal Sorumluluk

alt

 SOSYAL SORUMLULUK                                                

  ‘’Tohumlar ve tahıllar artık olgunlaşmıyor, inekler gebe kalmıyor, gebe olan hayvanlar artık yavrulamıyor. Dağlar kurudu, ormanlar kurudu, çayırlar kurudu, kaynaklar kurudu, sonra ülkenin üzerine açlık çöktü. Faniler açlıktan ölüyor. Büyük Güneş Tanrısı bir bayram düzenledi. Bin tanrıyı davet etti. Yediler içtiler ama doymadılar, susuzluklarını gideremediler… ’’Develi yakınlarındaki bir Hitit yazısı bu cümlelerle geçmişte Anadolu’da yaşanmış çevre felaketini tarif ediyor. (Cemal GÜLAS, Kâinattan Sorumluyuz)

        Görülüyor ki çevre felaketleri geçmişten günümüze artarak devam eden bu durum olarak görülmektedir.  Geçmiş zamanda yeryüzüyle sınırlı iken,  günümüzde yeryüzünün sınırlarını aşmış durumdadır. İnsanlar bu felaketlerin önüne geçebilmek amacıyla sosyal sorumluluk adı altında projeler geliştirme gerekliliğini hissettiler.

      Sosyal sorumluluk projeleri; kişilerin kendi çıkarlarının yanında toplumun, canlı cansız bütün varlıkların çıkarlarını da koruyacak eylem ve organizasyonların yapılabilmesi için oluşturulan planlar ve bu planların hayata geçirilmesidir. Toplumun sorunları göz önünde bulundurularak, bu sorunlar üzerine çözüm üretilmesinde, sosyal adaletin sağlanabilmesinde sivil toplum, devlet,  kamu ve özel sektör, beraberce çalışmalar yapar.

     Dünyamızın sağlıklı geleceği için, gelecek nesillere yaşanabilir bir hayat bırakabilme azmi içinde sosyal sorumluluk projeleri büyük artış göstermeye başlamıştır. Bireyler bu konuda bilinçlenerek ‘’herkes bir işin ucundan tutmalı’’ fikri ile birleşip sivil toplum kuruluşları çatıları altında çeşitli faaliyetler göstermeye başladılar.

Dinimizde de sosyal sorumluluk çok önemsenmiştir.

      Hz. Peygamber, insanların toplumsal sorumluluklarına işaret etmek üzere, bir gemiyi paylaşan ve bir kısmı altta, bir kısmı da üstte bulunan insanları örnek göstererek, ’’Altta bulunanlar, su ihtiyaçlarını karşılamak için gemiyi delmek istediklerinde, üstte bulunanlar buna mani olmazlarsa gemi batar ve hepsi birden boğulur. Eğer mani olurlarsa da hepsi kurtulur.’’demiştir. (Buhari)

    Yüce Allah (c.c.) bizleri, verdiği akıl sayesinde yaratılmış mahlûkatın en üstünü olarak halk etti. Bunun içindir ki insanın en evvel sorumluluğu onu özenerek yaratan rabbine kulluk etmesidir. Allah(c.c.) bu konuda şöyle buyurmuştur. ’’Ey Âdemoğulları! Bana kulluk edin. Bu doğru yoldur.’’(Yasin36/61)

       Ayrıca sorumluluklarımız ailemize, akrabalarımıza, komşularımıza, tanıdığımız tanımadığımız bütün insanlara, ağaca, suya, hayvana, dolayısıyla bütün dünyaya karşıdır. Dinimiz kişisel çıkarlarımız uğruna toplum haklarına yönelik olarak yapılan bütün gasp çeşitlerini de yasaklamıştır. Toplumun menfaatlerini çiğnemek, görevi kötüye kullanmak, rüşvet, faiz almak, ticarette hile yapmak, canlılara maddi manevi işkencede bulunmak, toplumun huzurunu bozacak çirkin ve yüz kızartıcı işler yapmak, genç nesle kötü örnek olmak, çevreyi kirletip zarara uğratmak v.b. haram kılınmıştır. Bu işleri yapmak,  yapanlara mani olmamak kul ve kamu hakkının ihlal edilmesidir.

Allah (c.c.)Kur-an’da hakkın sınırlarının aşılmaması için de şöyle buyurmuştur. ’’Siz ey imana ermiş olanlar;  Allah’ın size helal kıldığı hayatın güzelliklerinden kendinizi yoksun bırakmayın, ama hakkın sınırlarını da aşmayın. Allah(c.c.) sınırları aşanları sevmez. O halde Allah’ın rızık olarak size bağışladığı güzelliklerden yararlanın ve iman ettiğiniz Allah’a karşı olan sorumluluğunuzun bilincinde olun.’’

   Nitekim Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kimse insanın, hayvanın, çevrenin, dolayısıyla yaratılmış hiçbir mahlûkatın hakkını ihlal etmez. Peygamber Efendimiz yanında oturan bir grup Müslüman’a ’’Sizin en iyinizi ve en kötünüzü bildireyim mi?’’ diye sorar. Orada oturanlar susar ve cevap vermezler. Hz. Peygamber üç defa tekrar edince içlerinden biri ’’Evet ey Allah’ın elçisi bize en iyimizi ve en kötümüzü haber ver’’ der. Bunun üzerine Peygamber efendimiz (s.a.v.) ’’Sizin en iyiniz kendisinden iyilik beklenen ve kötülüğünden emin olunandır. Sizin en kötünüzde kendisinden iyilik beklenmeyen, kötülüğünden de emin olunmayanınızdır.’’  buyurmuştur.

       Sonuç olarak; bizler şahsiyet olarak kendimizle barışık, başkaları için yaşama erdemine kavuşmuş, özelin değil genelin yararını düşünen, çevresine karşı sorumlu, bu dünyaya emanet hassasiyetiyle sahip çıkan, hem birey hem de toplum olarak sorumluluklarının bilinciyle çalışan insanlar olduğumuz sürece dünya yaşanılacak bir yer olmaya devam edecektir.