Bilgi Evleri Tanıtım Filmi

 

Şükür

alt

ŞÜKREDEBİLİYORSAK ‘’ELHAMDÜLİLLAH’’

  Şükür, nimeti bize verene teşekkürdür. Sahip olduğumuz her şey için, alıp verdiğimiz nefes, sağlıklı bir ömür, elimiz ayağımız, gören gözümüz, işiten kulağımız, maddi manevi bütün varlığımız için bizlere bu sayısız nimetleri ihsan eden rabbimize şükretmeliyiz. Çünkü nimetin sahibi Allah’tır ve bize bu nimetleri hediye etmiştir.

  Kuran-ı Kerimde Teğabun suresi 17. Ayette ‘’Eğer siz Allah’a güzel bir borç verirseniz Allah onu size kat kat öder ve sizi bağışlar. Allah şükrün karşılığını verendir, Halimdir.’’buyrulmuştur.

  Peki, biz vazgeçemediğimiz ve asıl sahibi olduğumuzu düşündüğümüz bütün bu nimetleri, bize bağışlayan rabbimize ne kadar şükredebiliyoruz. Şükrün hakkını verebiliyor muyuz? 

Şükürsüzlük rabbimizin kesinlikle hoşnut olmadığı bir durumdur. Rabbimiz kuran-ı kerimde bu konuyla ilgili şöyle buyurmuştur.’’…Eğer şükrederseniz elbette size olan (nimetlerimi) arttırırım. Eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım şiddetlidir.’’(İbrahim suresi 7. Ayet)

  Bazen de elimizdeki nimetin kıymetini bilmeden şikayet eder dururuz. Başka insanlarda olan ve bizde olmayan şeyler için rabbimize isyanda bulunuruz. Şüphesiz ki bu çok kötü bir davranıştır. Bizi bizden daha iyi bilen rabbimiz bizim için neyin iyi neyin kötü olduğunu elbette ki daha iyi bilecektir. Öyle ise bizim kulluk vazifemiz rabbimizin bize verdiklerine de vermediklerine de elhamdülillah deyip rabbimize tevekkül etmektir.

    Zamanın birinde fakir bir sakanın(su taşıyıcısı) eşeği vardı. Zayıf zavallı bir eşekti. Sırtında yüzlerce yara vardı. Değil arpa ot bile bulamıyordu.

Padişahın atlarının bakıcısı bu sakayı tanıyordu. Onunla eskilere dayanan bir ahbaplığı vardı. Bir gün sakaya rastladı:

‘’- Bu zavallı eşeğin hali ne böyle, nerdeyse zayıflıktan ölecek.’’dedi. Saka yana yakıla anlattı:

-‘’Sevgili dost, biliyorsun ki ben fakir bir insanım, o sebepten bu zavallı hayvana bakamıyorum.’’dedi.

Padişahın ahır başı:

-‘’Sen bu hayvanı bana ver birkaç gün padişahın ahırına bağlayayım, ona padişahın atlarının yeminden vereyim, biraz düzelsin.’’ dedi.

Saka eşeği seve seve verdi. Eşeği alıp padişahın ahırına getirdiler. Eşek ahırdaki temizliği, bakımı, atların halini görünce:

-‘’Yarabbi, dedi. Bu nasıl iş bu atlar senin yarattığın da ben senin yarattığın değil miyim? Aradan birkaç gün geçmeden bir savaş çıktı. Ahırdaki atları çekip eğerlediler. Savaş alanına yolladılar. Günlerce süren savaştan sonra atlar döndüğünde her birinin vücudunda yüzlerce yara vardı. Birçok ok ucu hala vücutlarında duruyordu.

Atların ayakları bağlandı, cerrahlar geldiler, başladılar atların orasını burasını yararak, ok parçalarını, mızrak uçlarını çıkarmaya. Bunu gören eşek, daha önce düşündüklerinden, söylendiklerinden bin pişman oldu. Haline şükretti.(Mesnevi’den)