Bilgi Evleri Tanıtım Filmi

 

Sevgi

“Sevgide güneş gibi ol. Dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol. Hataları örtmede gece gibi ol. Tevazuda toprak gibi ol. Öfkede ölü gibi ol.” derken Mevlana sevgimizde güneş gibi sıcak ve içten olmayı ifade eder. İnsanlarla kurduğumuz sevgi bağında onların hatalarını ve kusurlarını örtmeyi, öfkelendiğimizde karşımızdaki insanları incitecek sözlerden kaçınmayı öğütler. Sevdiklerine karşı yaptığı fedakârlıkla böbürlenmeyen ve yaptığı iyiliğin karşılığını beklemeyen biridir sevgi dolu insan.

“Sevelim sevilelim” sözleriyle Yunus Emre sevginin ne kadar değerli olduğunu ifade etmektedir. Çünkü ancak seven insan sevilir. Sevgi sadece insanlara karşı değil aynı zamanda herkese ve her şeye karşı hissedilen bir duygudur. Bazen bir hayvana bazen bir çiçeğe karşı duyduğumuz derin ilgidir sevgi.

Sevgi paylaşmaktır ve paylaştıkça çoğalır. Bazen sıkıntısı olan bir arkadaşımızın sıkıntısını paylaşabilmek bazen başını yaslayabileceği bir omuz olmak bazen de dersten yüksek not aldığımızda sevincimizi çevremizdekilerle paylaşabilmektir. Sevmek fedakârlık ister. Cebimizde son paramız kalsa da arkadaşlarımızla paramızı paylaşabilmektir. Arkadaşımızla yemeğimizi paylaşmak ve derdine derman olabilmektir sevmek. Tıpkı dervişler ve kaşığın hikâyesi gibi…

Bir gün, ermişlerden birine sormuşlar:

“Sevginin sözünü edenler ile sevgiyi gerçekten yaşayanlar arasında ne fark vardır?”

“Bakın göstereyim.” demiş Ermiş.

Bir sofra hazırlamış. Sevgiyi dilinden düşürmeyen ama dilden gönüle de indirmeyen kişileri çağırmış bu sofraya. Hepsi yerlerine oturmuşlar. Derken, tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da “derviş kaşığı” denilen bir metre boyunda kaşıklar…

Ermiş:

“Bu kaşıkların sapının ucundan tutup öyle yiyeceksiniz” diye bir şart da koşmuş. “Öyle kaşığın çukur kısmına yakın yerden tutmak yok!”

“Peki” demişler ve çorbayı içmeye girişmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden, sofradaki hiç kimse bir türlü döküp saçmadan götüremiyormuş çorbayı ağzına. En sonunda, bakmışlar bu iş olmuyor, vazgeçmişler çorbadan. Öylece aç aç kalkmışlar sofradan. Onlar sofradan kalktıktan sonra, Ermiş:

“Şimdi de sevgiyi gerçekten bilip yaşayanları çağıralım yemeğe.” demiş.

Yüzleri aydınlık, gözleri sevgiyle gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya.

Ermiş:

“Buyurun bakalım.” deyince de, her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp karşısındaki ihvanına uzatıp içmişler çorbalarını.

Böylece her biri diğerini doyurmuş ve kendisi de doymuş olarak şükür içinde kalkmış sofradan.

"İşte!" demiş Ermiş. "Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse, o aç kalacaktır. Ve kim ki, kardeşini düşünür de doyurursa, o da kardeşi tarafından doyurulacaktır şüphesiz”...